5 Nisan 2014 Cumartesi

jane.

yağmur yağmıyor.rüzgar yok.kuşlar uçmuyor ya da uçuyor da ben görmüyorum.hayat da kısa değil cemal süreya’nın zannettiği kadar.sıkıldıkça pencereden dışarıyı seyrediyorum.yoldan biri geçiyor.jane’i biliyor musun?nereden bileceksin.keşke ben de bilmeseydim.annem börek yapıyor.yardım etmiyorum diye dırdır ediyor.o konuştukça mutfağı yakasım geliyor.
rüyalar görüyorum.frederic’in saçından tutup sürüklüyorum.koşuyorum.meydanlar insanla dolu.kötü adamlar var.binalar yıkılıyor.yaşlı adamın çenesini kerpetenle tutup boğazına demir geçiriyorlar.korkuyorum.örgüt üyeliğiniz var mı diyor.var ama söylemem.anneme bakıyorum.börek yapalım anne.adamı bıçaklıyorum.öldü,kurtulduk.uyanıyorum.
jane geliyor.ilgilenemem şimdi seninle.çok salaktın be.aşkını kaybedecek kadar salaktın.sen de kaybetmedin mi diyor.o beni kaybetti.çok klişe oldu bu.başka bir şey söylemeliydim.ah jane,seni ne kadar çok sevdiğini sorgulamanın ne anlamı vardı.
kuşlar senin yüzünden uçmuyor.hepsini onun kalbine uçurdun değil mi?git jane.

1 Şubat 2014 Cumartesi

Filmlerin Gücü Aşkına!

While You Were Sleeping
Başroldeki kadını da filmlerini de hep hayranlıkla takip etmişimdir. Baya baya komedi filmiydi yani. Kesinlikle izleyin derim. Filmi tek kelimeyle açıklayacak olursam, ‘İnsanın hayattan bekledikleriyle hayatın bize sundukları her zaman aynı olmayabiliyor.’

Enough Said
Sadece zaman kaybıydı, izleyip vakit harcamayın derim. Filmden alabileceğiniz bir mesaj yok, konusu desen hiç belli değil.

La Vie d'Adèle
Müstehcen sahnesinin çok fazla olması beni aşırı derecede rahatsız etti. Ama oyuncular ve konu bakımından güzeldi. Kızın saçları çok güzeldi, mavi mavi çok tatlı.

The Melody
Hüngür hüngür ağlattın be. Manzaralar, ortamlar, verdiği ders, işlenilen aşk… Dört dörtlük bir dramdı. İzledikten sonra Tayland'a gitmek istemedim değil hani.

Must Be Love
Filmin afişi o kadar berbattı ki bir hafta boyunca izleyip izlememe konusunda gelgitler yaşadım. First Love tadında bir filmdi. Kızın kuzenine çok gıcık oldum ama. Başroldeki çocuk çok tatlıydı zaten. İzleyin derim.

Matataki
Film biraz yavaş ilerliyor ama sizde merak duygusuyla filmi sonuna kadar izleyebiliyorsunuz. Kaza sahnesinde nasıl ağladım ama ya parmaklarını falan yerden topluyor kıyamam. Bir de çok dikkatimi çekti, kız filmi iki pantolon bir elbiseyle bitirdi.

Architecture 101
Film kesinlikle çok iyiydi. Oyuncuları zaten bildiğim kişilerdi. Filmdeki ortamlar, manzaralar bir harikaydı. Yeni yapılan evden bahsetmiyorum bile. Ama sonu yine pert. Asyalı senaristlerin filmin yada dizinin sonunu inanılmaz saçmalıkta bitirmelerine bir çözüm getirilmeli bence artık.

Rockin' on Heaven's Door
Uzun zamandır çevirisini beklediğim bir filmdi. Tek kelimeyle mükemmeldi. The Melody’yi andırıyordu biraz ama konusu itibariyle çok çok farklı bir filmdi. Filmi izlerken ki ruh halim çikolatalı pastanın üstüne bol acılı şalgam suyu içmek gibiydi.

Tepedeki Ev
Uzun zamandır çevirisini beklediğim bir anime daha... Gerçekten çok etkileyiciydi.

Whisper of Heart
Oldukça eğlenceli bir animeydi, hatta uzun süre karakterlere aşık bir şekilde etrafta dolaştım. Hiç bitmesin istediğim bir animeydi. Hatta şu an tekrar izleyesim geldi.

5 Centimeters Per Second
Çizgiler ve karakterler oldukça güzeldi. Konusunu da beğendim ama sonunu anlayamadım. İzlerken ne ağladım ne güldüm. Boş vaktinizi dolduracak orta halli bir animeydi.

31 Ocak 2014 Cuma

Gri Ceketli Adam

Sıradan bir günde karşılaştık. Yine gri ceketin vardı üstünde. Aslında seni ilk gördüğümde de üstünde o ceket vardı. Belki de bizim aşkımızın metaforu budur.
Ben o gün ikinci kez aşık oldum. Ama yine sana.
Duyuyor musun? Gecenin sesini.
Bir bebeğin ağlama sesi, yağmurun yeryüzü ile buluşma sesi, karşısında uyuya kalınmış televizyon sesi, balkona sigara içmeye çıkan birinin çakmak sesi…
Sen ne yapıyorsun şu anda?
Belki de odandan klavye tıkırtıları yükseliyor…
Balkonda mısın?
Gördün mü sende o yıldızı. Aynı yıldıza baktığımızı düşünsene. O yıldız olsun mu aşkımızın metaforu?
Bu gecenin en güzel sesini senin sesin ilan ediyorum.
Bana konuşmayan sesini.
Yine karşılaşalım. Sıradan bir günde, sıradan bir caddede, sıradan insanların arasında…
İşte o zaman sesin bana konuşsun ama.