30 Temmuz 2013 Salı

Çok uzun zaman önce yazılmış bir yazı.

Saat 00:05.
Müzik dinleyerek sahuru bekliyorum. Ne yazacağımı ise bilmiyorum.
Son günlerde çok fazla sıkılıyorum, daralıyorum.
Tercih zamanı şimdi. Ben hariç herkesin fikri geçerli bugünlerde. Her kafadan bir ses çıkıyor. Annem, babam, teyzem, abim,yengem, kuzenim, dersanedeki hocalarım, tuba, merve…
Hepsi ayrı telden çalıyor. Kafam karmakarışık. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Benim istediğim şey, sadece yanlış bir seçim yapmamak. İstediğim, sevdiğim şeylerle meşgul olmak.
Neyse. Şu tercih meselesi dışında fotoğraf çekiyorum mesela. Seviyorum fotoğraf çekmeyi. Moralim bozuk olduğunda çektiğim fotoğraflara bakıp neşelenmeyi de.
Ramazan falan demeden gezmeye ediyorum.
Geçenlerde Ayvalık’taydık. Neden oradaydık, babam bizi niye oraya götürdü bilmiyorum. Ama çok eğlendim. Aramız bozuktu babamla. Tercihler yüzünden. Ayvalık’a gitmemiz, gezmemiz aramızı düzeltmeye yetti.
Sonraa. Kızlarla buluşuyoruz. Merveyle tuba. Ne bileyim, iyi kızlar. Seviyorum onları da.
Bazen ‘acaba benim sevdiğim kadar seviyor mu çevremdekiler beni?’ diye düşünmüyor değilim. Eğer sevmiyorlarsa vay halime.
Az sevilmek koyuyor insana. Bir de karşılıklı ilgi çok önemli mesela! Gösterdiğin ilgiyi geri alamayınca soğuyor insan hayattan, sevmekten, değer vermekten. Sonra da bir boşluğa düşüyor. Dipsiz, tavansız, bitmez bir boşluğa.
Pazar günü doğum günüm. Kızlarla olacağım. 19 yaşına gireceğim artık.
Mükemmel bir yılımı ardımda bırakacağım. 18. yılım her açıdan çok özeldi benim için. Öncelikle altın kalpli iki dosta sahip oldum. Onlarla eğlendim, güldüm. Yapmadığımız manyaklık kalmadı.
Hayatı öğrenmeye başladım. İlk iş tecrübemi 18 yaşında yaşadım.
Binlerce şarkıyla tanıştım.
Ve daha da önemlisi hayal ettiğim şeylere adım adım yaklaşmaya başladım.
18 yaşıma dair tek bir hayal kırıklığım var. Ama onu da dostlarım sayesinde atlatacağım yavaş yavaş. Unutacağım.
Ne çok yazdım bu defa. Yüreğim kabarmış resmen. Dağınık bir yazı oldu, kusura bakmayın.
Hep mutlu olun.

İyi geceler.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Yazıyla tamamen alakasız fotoğraf ve karmakarışık bir post

Bıkmıştım artık. Bir mesajın için saatlerce beklemekten, üzülmekten, sinir krizleri geçirmekten bıkmıştım.
Vazgeçmeye çalışacağım. Becerebilirsem. Bir yerlerde karşılaşmazsak, seni görmezsem belki üstesinden daha çabuk gelebilirim.
Şimdi böyle dediğime bakma sen. Yine de yaşadığım her şey çok güzeldi. Pişman değilim. Ama zaman kaybıydın. Oyaladın beni. Umutlanılacak mesajlarınla, vaatlerinle oyaladın beni.
Öyle zamanlarım oldu ki yaşamayı unuttum.
Okulu, sınavları, ailemi, arkadaşlarımı unuttum. Hayatım sen olmuştun resmen.
Kendime geldim artık. Gözüm açıldı. Daha fazla vakit kaybetmeye niyetim yok.
Gerçekleşmeyi bekleyen hayallerim vardı benim. Ben onların olduğu yere geri dönüyorum seni de kalbimin bir köşesinde saklayarak.
Hala umudum var. Zaten bana sadece küçük umutlarla yaşamam gerektiğini öğrettin .
Ağlamıyorum bu defa. Mutlu değilim ama ağlamıyorum. Kendimi tutmuyorum da. Ağlayamıyorum yalnızca. Bu daha da kötü biliyor musun?
Ben seni anneme bile anlatmıştım oysaki. Uzun uzun konuştuk seni. Şimdi ben unutsam bile annem hatırlatır yine.
~
Çektiğim her fotoğraf karesinin bir hikayesi var aslında.
Her fotoğrafın ait olduğu bir kişi var.
Her fotoğrafın bir duygusu var bir de.
Kimisi ağlar kimisi güler kimisi doğruları söyler kimisi aşık eder.
Fotoğraf kadar kadraja sığmayanlar da önemli.
Fotoğrafı fotoğraf yapan şeylerdir kadraja sığmayanlar aslında.
Beni ben yapan sen gibi mesela.
~
Her ne kadar vazgeçmeye çalışsam da, unutmak için çabalasam da; sana bir adım bile olsa yaklaşabilmek için ne yapabilirim diye düşünmekten alamıyorum kendimi.
Gecem, gündüzüm, rüyam, hayalim, gerçeğim, yalanım... Hayatım sen olmuşsun.
Baştan aşağı sen olmuşum ben.
Ruhun karışmış ruhuma. Rahat bırakmıyor.
Olmayacak duaya âmin demek benimkisi aslında. Âmin demek bile gelmiyor içimden ama kalbime sinmişsin bir kere. Durduramıyorum.
Günler geçiyor.
Merak ediyorum. Acaba pişman olacak mısın?
Çok uğraştım oysaki bizim için. İkimiz için. Biz olabilmek için. Ama senin seçimlerin daha farklı oldu hep. Önceliklerin,seçimlerin, fikirlerin, duyguların… Hep farklıydı işte. Çok farklıydık birbirimizden.
Tek engel buydu belki de.