23 Nisan 2013 Salı

Şarkısı : Çok sevmek yetmiyor.
Çocukluk… Ne güzeldi. İstediğimiz bir şeyi ağlayarak elde edebildiğimiz çok cici yıllardı.
Dert yok, sıkıntı yok, beklemek yok, içine atmak yok, acı yok, aşk yok.
Varsa yoksa oyun oynuyorsun. Hiçbir şeyi ciddiye almadan.
Sonra büyüyorsun. Âşık oluyorsun.
Gözlerini hiç bilmediğin bir dünyaya açıyorsun.
Beklemeyi öğreniyorsun.
Karanlıktan korkmuyorsun artık belki ama en koyu karanlıklara razı oluyorsun.
‘Keşke küçükken âşık olsaymışım’ diyorsun.
Daha çabuk geçer biter giderdi o zaman. Çabucak geçer zannediyorsun.
Şarkılarla tanışıyorsun. En duygusal şarkılarla.
Yarana tuz biber oluyorlar.
‘Bildiğim tek şarkı annemin ninnileri olsaydı keşke’ diyorsun.
Sevilmemeye alışıyorsun. Çok sevsen de.
Kendi kendini avutmayı öğreniyorsun. Kendi avutmalarına sen bile kanmıyorsun oysaki.
‘Keşke annemin şekerleriyle avunabilsem’ diyorsun.
Birisi öyle bir şey söylesin ki çocukluğumu şimdi yaşayabileyim istiyorsun.
Çocukluğun çoktan gitmiş ama.
Gelenlerse acı şekerleriyle gelmiş.
Avunsan da avunmasan da.

19 Nisan 2013 Cuma

Piknik piknik piknik

Bugün hava piknik yapamayız diyenlere inat çok güzeldi. Dün montla gezerken bugün piştik sıcaktan resmen.
Neyse güzel bi gündü. Her ne kadar sabahın sekizinde yola çıkıp öğlenin birinde geri dönsekte iyidi. Eğlendik.
Tabiki mangalı ben yakmadım. O sadece bi pozdu :D 

Bunlar benim bebekleriiiiiiim :)

Ah arkada çıkan da saatlerce yanımızda duran köpeciğimiz. Biz giderken arabanın arkasından koşturmuştu baya bi.

 Gittiğimizde sabahın körü olduğu için, haftasonu olmadığı için ve sezon daha yeni açıldığı için hiç kimse yoktu. Biz de huzurun tadını çıkardık :)





Gece yarısına kadar uğraşıp yaptığım ve yarım saat içinde biten sarmalarım.


Binbir zorlukla yakılan mangalın binbir zorlukla pişirilen köfteleri :D 


Veee ördeklerle noktayı koyuyorum :D 

16 Nisan 2013 Salı

So Ye Jin

So Ye Jin çok başka. Yeni filmini bekliyorum heyecanlaaaa :)

Şarkısı : Alone in the room
Bazı şarkılar var. Hani normal şartlarda ağlanabilecek şarkılar.
Ama şartlar hiçte normal değil. Ağlamak yetmiyor artık. Anlamsız kalıyor.
Çektiğim acılarla eşdeğer olabilecek bir şarkı bulamıyorum. Aslında tek sorunum cevabını bilmek istemediğim ama sormaya can attığım soruların hayatımı işgal etmesi.
Evet. Sonuçlarına katlanamayacağım işlere kalkışmak istemiyorum artık.
Canım çok yandı şu zamana kadar.
Sabretmesini bilememiştim hiçbir zaman. Ama değişti şimdi şartlar. Başka şansım yok.
Aptal gibi bekliyorum.
Olmayacak duama amin demeni bekliyorum.

İki Cami Arasında Aşk

~Sen beni, sevdiğin, ben de seni sevdiğim için aramızda bir dünya yaratıldı. Ben de, sen de bu dünyadaki her şeyi sevdik; her şey de bizi sevdi. Tıpkı âlemdeki her şeyin Allah’ı sevmesi gibi.
~İnsanlar yaratılışları gereği madde ile mana dengesinde yaşamak isterlermiş. Madde tükenince geride bıraktığı boşluğu mana doldurur yahut mana yükselince madde bendeni terk edip gidermiş. Zaten Allah’ta insanı bu madde mana dengesi üzerine yaratmış. İnsanın içinde, her biri yarı yarıya etkinmiş. Mutlu olmak veya iyi kulluk edebilmek için maddenin göstergesi olan beden, eller, ayaklar, kirpikler, gözler ile mananın göstergesi olan düşünce, duygu, iman gibi bahisler birbiriyle dengeli tutulmalıymış. İnsan, bunların her ikisini de eşit kabullenir veya sahiplenirse bahtiyar bir ömür sürermiş.
~Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin. İyinin de kötünün de fidanı senin içinde büyür. Her meyvenin içi, kabuğundan yeğdir.
~Bütün mesele ırmak olup koşmalı mı yoksa göl olup dinlenmeli miyim sorusunda düğümleniyor.
~Allah’ın rahmetinin gelmediği hiçbir an yoktur. Kul gelen rahmeti göremiyor diye taatinin kesip dostluğu zedelememelidir.

14 Nisan 2013 Pazar

Niye böyle oluyor ?

Şarkısı : Like a fool
Konuşmak istemediğini hissetmek çok kötü.
Bugün benimle niye öle konuştun ki sanki. Çok soğuktun. Kırıldım. Bırakıp gittim cevap atmadan. Sanki zorla konuşturuyorum.
Ben alışmıştım zaten seninle konuşmamaya. Bir anda tekrar gelişti her şey.
Şimdi benim tekrar normale hayatıma adapte olabilmem, bir ay boyunca her gün ağlamam demek.
LYS’ye de çok az bir zaman kaldı. Derslerimi nasıl toparlayacağım ben?
Senin için hava hoş tabi. Ben neyim ki senin gözünde zaten. İstediğin zaman konuşabileceğin bir alternatifim sadece. Hep ikinci plandayım.
O kadar şey hayal ediyorum ve hiç beklemediğim bir anda hiç beklemediğim bir tavırla karşı karşıya kalıyorum.
Bir daha mesaj atarsam sana. İstediğin zaman bal gibi atıyorsun zaten.
Uğraşamayacağım artık senin triplerinle.
Hayatımı bok ettin bok kafa.
Bok gibi kaldım şu an. Çok çaresiz hissediyorum.
Bakma sen böyle konuştuğuma. Mesaj atsan şimdi saniyesinde cevap veririm.
Şarkısı : Yalnız Kuş 
Kaybolmak istiyorum bazen.
Bulutların ötesinde, kimsenin beni bulamayacağı şehirlerde.
Dünyada yalnız yürümekle, gökyüzünde yalnız uçmak..
Aynı.
Farkı yok. Yine yalnızım.
Ama bu kalabalığın içinde boğula boğula yalnızlaşmak.. Bu çok farklı işte. İşkence gibi.
Gözyaşlarımda boğulmaktan korkuyorum bazen.
Yüzmeyi de bilmiyorum ki.
Öğretecek biri olsa nasıl yaşayacağımı da rahat rahat ağlayabilsem artık.
Güçsüz olmaktan nefret ediyorum çoğu zaman.
Niye bu kadar çabuk kırılıyor kalbim?
Niye sürekli aynı hataları yapıyorum?
Niye sana nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum?
Ve niye en yakınımdakilerin hepsi ayı anda benden uzaklaşıyor?
Biliyorum aslında beynimi yiyip duran bu soruların cevaplarını.
Hayata yenildiğim için oluyor bunlar hep.
Kimse sevmiyor benim güçsüz halimi. Ben de.
Hatta hayat bile.

Şarkısı : İmagine
Ne yapacağımı bilemedim. Özür dilerim.
Vazgeçip yoluma devam edemedim. Seni sevmeden hayata tutunamadım. Amaçsızdım.
Ama bak en iyi bildiğim şeyi yaptım. Sustum.
Sırf bana iki kelime daha fazla yazasın diye. Sen konuş diye sustum. Ben biliyordum. Senden duymak istedim. Birbirimizi sevelim. Ama sen sevmedin. Sevemedin.
Pişman olmayalım istedim. Ama pişman ettin.
Aşk basitti aslında. Kurşun kalemle yazılmış birkaç aşk sözü kadar basit.
Ağlamak kadar sıradan, ama kaybetmek kadar korkunçtu.
Hayat kadar uzundu, bitmezdi, bitmedi.
Gerçekten basitti.
Ölmek kadar basit.
Şarkısı : Mavi
Mavi.
Neden mi mavi?
Çünkü sensin mavi.
Seni hatırlatıyor mavi.
Gökyüzü, deniz, duvarlarım, hayallerim, kitaplarım, balığım, kıyafetlerim, fotoğraflarım..
Sevdiğim şeylerin hepsi mavi.
Seni de seviyorum.
Sen de mavi ol.
Hayatımdaki en sevdiğim mavim ol.
Kıpkırmızı kalbimi masmavi yap.
Çilekli puding sevelim mesela
Nane limonu, çiçekleri, yağmuru, kurabiyeleri, filmleri, bisikletleri, hayatlarımızı sevelim.
Birbirimizi sevelim en önce ama.
Zor mu ki?
Belki.
Mutlu muyum?
Evet. Ama mutsuzluklarım daha fazla.
Hani bugünlerin yarınları da var ya.
Umudum maviden yana.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Cartoons - Drawings

İçinde resimler ya da konuşmalar olmayan bir kitabın kime ne faydası var ki? 
- Lewis Carroll, Alice Harikalar Diyarında -

okudum, gördüm, çizdim, çektim :)




Bunları yapmamı sağlayan insana teşekkür ederim. O bilmese bile :)

Tuhaf dünyanın tuhaf insanlarıyız !

Şarkısı : Turtle
Son günlerde çok ilginç şeyler oluyor hayatımda. Sıkça çevremdeki tanıdığım veya tanımadığım birçok insanın tuhaf bakışlarıyla karşılaşıyorum. Ama alışıyorum yavaş yavaş. Tabiri caizse duygusuzca yaşayan insanların arasında kalmaktan hiç mi hiç hoşnut değilim aslında. Fakat ne gelir ki elden. Sorsanız hepsi âşık.
~
Yağmurlu bir gündü. Kitapçıya uğradım. Bakındım biraz öylesine vakit geçsin diye. Geçmedi. Girdim bir kafeye oturdum. Açtım kitabımı okumaya başladım. Sanki bir yerlere giderken illa ki yanımda birileri olması gerekiyormuş gibi bakıyordu herkes. Belki büyük şehirlerde ortam daha farklıdır ama burada henüz o olgunluğa erişememiş insanlar mevcut.
İnsanın kendisiyle baş başa kalmaya da ihtiyacı olmaz mı bazen?
~
Neredeydim biliyor musun? Seninle olmayı hayal ettiğim yerde. Çok önceden beri hayal ettiğim yerde. Ama sen yoktun orada. Gelmen gerekmez miydi? Öyle olur ya filmlerde hani. Senaryoyu bile ezberlememişsin ki. Burada olmalıydın. Ansızın çıkıp gelmeliydin ve sabaha kadar sohbet etmeliydik seninle geçen onca yılın acısını çıkarırcasına.
Sen neredesin bilmiyorum. Ama yanımda ol isterdim.
~
İki kadın geldi, oturdu karşımdaki masaya. Başta her şey gayet normal. Çay içiyorlar, poğaça ve simit yiyorlar, yağmuru seyrediyorlar. Sonra konuşmaya başladılar. Ama parmaklarıyla. Bir süre izledim o iki kadını öylece. Utandım kendimden.
İşaret dili. Mucizevî bir şey bence. Ve her bireyin öğrenmesi gereken bir zorunluluk.
Engelli insanları dışlayarak hiçbir yere varamayacağımız gibi onlara yardımcı olarak, onları hayata katarak, onlarla olarak toplumca mutluluğa ve erişmek mümkün olur.
Sonuçta bu onların seçimi değil.
Ve o özel insanlara önyargılı her bakış, onların yaşama sevinçlerini bir gram daha azaltıyor kalplerinden.