26 Mart 2013 Salı

Anlar mısın beni ?

Şarkısı : Yokluğunda
Ne yaşadığımı bir şu dört duvar biliyor. Her gece gözyaşı döküyorum sessizce. Annem duymasın diye hıçkırıklarımı kalbime gömüyorum. Ağlarken bile sessiz olmak zorundayım.
Hiç kimse yanımda değil. Ümitlerimi kırmak için elinden geleni yapıyor herkes. Babam da.
Zaten haber alamıyorum ne zamandır senden.
Hep bir şeyler eksik. Ama biliyorum. Seninle olsam ben, sana fazla olacağım. Öyle olmasındansa böyle daha iyi her şey.
Üşümekten beter özlemek.
Özlerken hem ağlıyor hem gülüyor hem titriyor insan. Karmakarışık duygular.
Hayat nasıl mı? Bilindik şeyler işte. Farklı olaylar, aynı insanlar.
Her defasında başka bir sorun ama hep aynı kişiler. Her zaman aynı, kalbini kıranlar. En yakınların.
O zaman şükretmeliyim belki de halime. Sana yakın olsaydım sen de mi kıracaktın kalbimi?
Keşke kalbimi kırsan, bir kez daha. Onu bile özledim.
İyi değilim. Hiçbir şeyin iyi gittiği falan da yok. Bütün şehir üstüme üstüme geliyor. Karşılaşsak artık diyorum. Konuşmasak da olur. Bir görsem yüzünü, dört yıl daha katlanabilirim belki seni özlemeye.
Öyle zor zamanlarım oluyor ki annemin kucağında ağlamak istiyorum. Beni teselli etsin istiyorum. Bir teselli edenim bile yok. Teselli edilemeyecek kadar kötü bir raddeye geldim.
Görsen perişanlığımı. Sanma ki bunları güle oynaya yazıyorum, millet okusun diye yazıyorum. İçim kan ağlıyor, dışım gözyaşı. Yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim. Belki bir gün okursun.
Bir ihtimal.
İhtimallerle yaşadığım hayatıma bir ihtimal daha eklemek çok da acayip olmasa gerek.
Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Hayaller kuruyorum, yıkıyorum.
Birazcık uyur gibi oluyorum, mesaj geliyor telefonuma. Uyanıyorum. Önemli bir şey değil, operatör mesajı işte. Kalkıp tuvalete gidiyorum, su içiyorum. Tekrar yatıyorum. Yok olmuyor, uyunmuyor bir türlü. Fotoğrafını açıyorum telefonumdan. Bakıyorum, bakıyorum, sarılıyorum. Evet telefonuma. Delirmek değil bu. Özlemek yalnızca. Uyuyup kalıyoruz öylece.
Bazen diyorum ki kendime ‘git buralardan be kızım. Seni burada tutan kimin var ki? Git okulunu yurt dışında oku. Orada daha iyi biriyle tanış, unut o hayırsızı, mutlu ol. Artık mutlu ol!’
Ama sen mutlusun zaten. Değil mi?
Mutlu edebiliyor mu o kız seni? Aklıma geldikçe beynim patlayacak gibi oluyor. Sen ve başkası.
Ben varken, bu kadar çok severken.. Gururuna yediremiyor insan. Hazmedemiyor kalbim olanları.
Kalbime oturup kalıyorsun öylece. Git demekle gitmiyorsun.
Çok sevmek yetmiyor demek ki.
Öleyim ben tamam mı? Ben de kurtulayım sen de. Mutluluğun boğazında kala kala yaşa sen.
Mesajlarımızı okuyorum ara sıra. Mimiklerini canlandırıyorum gözümde. Her şeyi gözümün önünden tek tek geçiriyorum. Hatırlıyorum.
Niye hatırlıyorsam? Ne bokuna hatırlıyorsam?
Olmayacağını bile bile niye o kadar kaptırıp gittiysem kendimi? Hangi lafına güvendiysem?
‘Aşk insanı değiştirir mi?’ diyorlar. Değiştirmez mi be. İnsanı aşk değiştirmezse başka hiçbir şey değiştiremez.
Seni de mi aşk değiştirdi bilmiyorum ki. Böyle değildin sen eskiden. Değilmişsin yani. Ben öyle duydum. Ne oluverdi birdenbire?
Sen niye aşık oldun ki? Olmasaydın ya, değişmeseydin ya, hep aynı kalsaydın ya.
Ben değiştim zaten ikimizin yerine de fazlasıyla. ‘Kızım git konuş. Böyleyken böyle oldu de.’ diyorum kendi kendime. Ama yemiyor tabi. Durup düşünüyorum bi. Ya çok erkense diyorum.
Bir yandan da geç kalmaktan korkuyorum. Ben zaten neyi zamanında yaşadım ki? Neyi becerebildim ki?
Babam haklı belki de. İşe yaramazın tekiyim. Seni sevmeyi bile beceremiyorum, elime yüzüme bulaştırıyorum her şeyi.
Hep bağırıp çağırıyorum. Bilmiyorlar ki öfkem sana, ona, size..!
Yıllar geçip gidecek işte böyle. Sen oralarda, ben burada. Yazacağım hep. Hayatına bir şekilde nasıl girebilirim diye didinip duracağım. Kendi hayatımı kendi ellerimler yok edeceğim belki de.
Neyse, boşver. Unut her şeyi, yazdığım her şeyi unut.
Saçmaladım. Kusura bakma.
Hani aşığın halinden aşık anlarmış ya.
Beni bağışla.

Bir de şiir olsun


Anlatalım
Düşündüklerimiz birbirimize
Sevinç egemen olsun her yerde
İnsanca
Bir kaygı
Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Yağsın
Dünya daha güzel olacak
İnanıyorum buna
Bir insanın kalbinin güzelliğine
Çocukluğuna
Sonsuz cesaretine, olanaklılığına
İnandığım kadar.

Fotoğrafçılar, kimdir onlar ?


Fotoğrafçılar; geceleyin sabah çıkacağı yolculuğun, yolculuk esnasında çekebileceği fotoğrafın hayaliyle; akşamüstü de sabahki yolculuğunun yorgunluğu ve çektiği fotoğrafın büyüsüyle uyuyamayan ve heyecandan yüzleri sürekli gülümseyen insanlarıdır aslında. Eline yüzüne şeker bulaştıran afacan çocuklar gibi dolaştırırlar fotoğraflarını ellerinde ve yanında hep onlara bakan biri olsun isterler. Cep telefonlarda, bilgisayarlarda, hafızalarda yer etmesini isterler sevdikleri karelerin.
Fotoğrafçılar ‘En iyi fotoğraf akılda kalan fotoğraftır.’ cümlesini sıkça kullanırlar. Çekilmemişi ara, çekilmişe kendilerince yorum katıp taklit ederler. Bazen de malzemeleri değiştirip aynen kopyalarlar. Aslında fotoğrafın büyülü lekesidir onlar.

Aramadığın yerlerde olmayı seçiyorum nedense. Karşılaşma ihtimalimizin olmadığı… olamayacağı. İlk ışıktan sağa dönüyorum hep. Senden değil, seninle karşılaşmaktan korkuyorum. Şekil değiştirmişiz biz. Ben giderken, sen gelirken değişen ne varsa bilmediğim; karşılaştığımızda bir şamar gibi inecek yüzüme sanırım. Korkudan korkmak benimkisi… ve anladım ki ayrılığa değil, ayrı kalmaya yeniliyor insan.

22 Mart 2013 Cuma

K-Pop

Uzun zamandır yazmak istediğim ve oldukça eleştiri alacak bir konu üzerinde yazacağım bugün.
Konu, kore fanlarının birbiri içindeki kavgaları, tartışmaları ve bazı gruplara ya da kişilere karşı ‘anti’ olmaları.
Şu anti olma olayını hiç anlayamıyorum zaten. Bir örnek vereyim.
Kız ‘ay ben SNSD’ yi hiç sevmiyorum, dinlemiyorum, bacak şov yapmaya çıkıyorlar sahneye’ diyor. Hayır, anlamıyorum ne bu önyargı dinlemediğin bir grubu dış görünüşüne göre yargılamaya ne hakkın var. Hakkında hiçbir şey bilmediğin insanları nasıl sevmeyebiliyorsun. Şaşırtıcı gerçekten.  Ayrıca giydikleri kıyafetler onların seçimi değil. Tamam, ben zaten herkes her grubu sevsin diye bir şey de demiyorum ama biraz saygı.
Şimdiye kadar sosyal ortamda bu konularda pek keskin yargılarda bulunmamaya çalıştım. Evet, ben bir sone’yim. SNSD hakkında her ayrıntıyı, o dokuz kızın her birinin kişiliğini, şarkılarını, dans koreografilerini ezbere biliyorum. Ama bir tek onlar yok. Benim de dinlediğim başka gruplar var, sevdiğim şarkılar var, sevdiğim bir grubun hiç sevmediğim bir şarkısı var. İllaki bir grubun fanısın diye bütün şarkılarını sevmek zorunda da değilsin. Ya da SNSD fanıysan aynı zamanda 2NE1 fanı da olabilirsin. Ben öyleyim mesela her iki grubunda koyu fanıyım. Ama bazı geri fikirli insanlar böyle şeyler olamayacağını düşünüyorlar.
SNSD dinleyenlerin beyni var mı falan filan bir dolu laf dolaşıyor ortalıkta. Ama asıl beyni olmayan bu önyargılı insanlar. SM ve YG ayrımı yapmadım hiçbir zaman. Bazı insanlar da şöyle ‘Yetenekli grupların, solo sanatçılarının hepsi YG’ de, SM anca görüntü olarak var.’ Yok öyle bir şey kardeşim. Hepsi yetenekli. Yetenekleri olmasa büyük şirketlerde ne işleri. Bir şeyleri iyi yapıyorlar ki oradalar. Kore’nin divasıyla (BoA) Türkiye’nin divasını (Bülent Ersoy) karşılaştırmayı biliyorsun ama SM’ ye gelince yeteneksiz oluyor.
Bir de şey var mesela, arkadaşı onun anti olduğu grubun fanı olduğunu öğrendiğinde arkadaşlıkları bitiyor. Yapmayın ne olur. Böyle küçücük şeyler için birini kırdığınıza değer mi?
Bırakın kim ne dinlemek istiyorsa onu dinlesin.
Müzik biz mutlu olalım diye var.
İlkbahar hayatınıza umarım güzel şeyler getirir. 

13 Mart 2013 Çarşamba

Uzun Lafın Kısası..

Şarkısı : This Will Make You Cry
Her gece rüyalarımda senin yanında kalıyorum. Uyanıyorum ama yaşayamıyorum. Bir kahve yapıyorum. İçemiyorum. Kahve bana bakıyor, ben ona. Kahveme anlatıyorum seni. Gözyaşlarımı bir o görüyor. O benim tek sırdaşım.
Sensizlikle yalnız bırakmıyor beni. Sensizlik.. Ne ilginç kelime. Hem varsın hem yoksun. Cümle içinde geçiyorsun yalnızca. Bu şey gibi biraz, yokluk içinde varlık gibi. Yokluğunun varlığıyla boğuşuyorum sanki.
Ne zaman ki dilim varsa bir şeyler söylemeye gururumun duvarlarına çarpıyor yüreğim.
Ulaşamıyorum sana bir türlü. Yanında olamıyorum. Beraber durabilsek hayata karşı her şeye daha iyi olurdu belki. Acı çeksek bile ikimizin gözyaşları hayatımızı yeşertmeye yeterdi belki de.
Uzun lafın kısası diye bir şey yok. Daha anlatırdım, çok şey anlatırdım sana ama susacağım artık.
Sana söyleyeceğim o kadar çok şey var ki aslında.
Ama şimdi söyleyemiyorum işte.
Neyse.
Kahvem soğudu.

5 Mart 2013 Salı

Nereye kadar?

Şarkısı : Merdiven                                                                                                                                                                               İnsanım bende sonuçta. Özlüyorum. Ama kimseye belli etmiyorum. Edemiyorum. Susuyorum. Sabrediyorum. ‘Az kaldı’ diyorum kendi kendime. Ne zamana kadar bekleyebileceksem? Bilmiyorum. Sen de, sen de bilmiyorsun. Hiçbir şey hem de. Bilmeyeceksin de. Şimdilik.
Çok kötü hissediyorum. Sana ihtiyacım olduğu zamanlar oluyor. Ama hiçbir şey yapamıyorum. Sen de yapamıyorsun. Bilsen de yapmazdın zaten.
Nefret ettiğim zamanlar oluyor. Nefretimin kime, neye, neden olduğunu bile bilmiyorum.
Yoruluyor işte insan. Dayanacak gücü kalmıyor bir yerden sonra. Sevmekle beklemek arasında sıkışıp kaldığını net bir şekilde hissediyor. Her şeyin yoluna girmesini istiyor bir an önce. Daha ne kadar sabretmesi gerektiğini bile bilmiyor. Sadece sevmeye devam ediyor. Durduramıyor kendini, kalbini. Ne yapsa olmuyor. Mutluluğu başkasında bulamıyor. Bulmaya da çalışmıyor zaten bir süre sonra. Dua ediyor. Hıçkırarak bazen.
Olmuyor ama. Yine de duymuyor kimse beni. Duymuyorsun beni. Acaba bir gün sevebilecek misin beni? Bir gün.. Belki bir gün. Hiç beklemediğim bir anda hiç tahmin etmediğim bir yerde beni sevmeye başlayabilecek misin?
Annem. Canım annem yine haklı çıktı. Âşık olmamalıymışım. Senin sözünü dinlemezsem kalbim acırmış anne.
Söz bir daha yapmayacağım. Ama nolur al şu ağrıyı kalbimden şimdi nolur. Onu özlemek istemiyorum ben, yardım et anne. Kimse anlamıyor beni, sen anla anne. Anlarsın dimi anne?
Ağlatma kızını anne. Nolur getir onu bana. Özlüyorum anne. Gelsin istiyorum artık…
Mutluydum ben. Evet, senden önce öyleydi. Ama şimdi mutluluğun kıyısından bile geçmiyor hayatım. Hep gri bulutlar tepemde dolaşıp duruyor. Sen olsan güneş açacak kalbime oysaki. Ama yoksun işte. Ve benim kalbim artık gözyaşından başka hiçbir şey göremeyecek.

4 Mart 2013 Pazartesi

Çünkü o ağlamıyor


Şarkısı : Say Hello To Goodbye
Uzun zamandır doğru dürüst bir şeyler yazmıyorum, yazamıyorum. Ne yazacağımı, kimi yazacağımı bilemiyorum.
Oysa o kadar doluyum ki. Sadece düşüncelerim çok karmaşık. Yazabileceklerimi ayıklayıp dökemiyorum kâğıda.
İçimde tuttukça daha da karmaşıklaşıyor her şey. Çığ gibi büyüyor içimde sessizce.
Neyse.
Yazmaya başladım işte ufaktan yine.
Nereden başlayacağımı bilmesem de bir yerlerden başlayayım.
Şu sınavlar, ah şu sınavlar! Bıktım artık. Kim gelmek isterdi ki dünyaya bu kadar çok sınav olduğunu bilmiş olsa?
Sınav bahane aslında. Tek sorun benim hayatım ve hayatımdaki dolduramadığım kocaman boşluklar.
Kimseye güvenemiyorum. Çünkü şimdiye kadar güvendiğim hiçbir insan şu an yanımda değil.
Evet önyargılıyım. Ve buna devam edeceğim. Çünkü şimdiye kadar önyargılı olmanın hiçbir zararını göremedim.
Ne için uğraşıyoruz ki hayatta?
Mutlu olmak için mi? Evet ama büyük mutluluklar için. Küçük mutluluklar insanları tatmin etmiş olsaydı, şu an bu kadar aç gözlü olmazlardı.
Hayatımdaki boşluklar demiştim değil mi? Evet, ah boşluklar…
Bir dolabilse, bir doldurabilsen!
Başarılı olmak yetmiyor, sevinçlerini paylaşabileceğin insanlar yoksa yanında.
İşte benim hayatımın anlamsızlığının da en büyük nedeni bu bence.
Şarkı bitiyor. Ah hayır hayır ağlamayacağım.
Çünkü o ağlamıyor, belki de çok mutlu şimdi.
Aklım kadar karmakarışık yazımı da burada bitiriyorum.
Çünkü o okumuyor, okumayacak. Biliyorum. Ağlamıyorum.

Aşık olmuşum.!


Şarkısı : Someday
Hayat ne tuhaf. Görmek istemediğin onca insanın içinde öyle biriyle karşılaşıyorsun ki görmeye doyamıyorsun. Gözlerin onu arıyor hep. Ağzından çıkan her kelimeyi dinliyorsun pür dikkat. Merak ediyorsun onu. Dalıp gidiyor gözlerin. O bakınca utanıp kafanı çeviriyorsun falan. Anlatınca güzel şeyler bunlar. Ama orada bitmemeli her şey. Devamı olmalı. Mesela sevebilmelisin onu. Her şeyi, herkesi bir kenara bırakıp sevebilmelisin. Cesaretli olmalısın. Ama öyle olmuyor. Orada bitiveriyor her şey. Ve sen hayata geri dönüyorsun işini bitirip onun yanından ayrılınca. Onu unutarak, unutmaya çalışarak.
Hayatın içinde boğulmaya devam ederken aklını kurcalıyor bir yandan da ‘Adı neydi acaba? Nasıl da dikkat edemedim!’ gibi düşünceler.
Bütün gün hiçbir şeye konsantre olamıyorsun. Düşüncelisin sürekli. Zaten bundan ileriye de gidemiyor hiçbir zaman.
Hakkında ne bilirsen bil hiçbir şey yapamazsın ki. Bir dolu saçma sapan düşünce geçiyor aklından. Kurup kurup yıkıyorsun hayallerini.
Tekrar gideceksin bir gün onunla karşılaştığın yere belki. Sadece aklından geçecek her şey. O kadar. Yapabileceğin ufacık bir şey bile yok. Çaresizsin. Neden mi?
Çünkü çoktan âşık olmuşsun bile sen!

Değiştim.


Ben senin için hayatımı değiştirdim.
Daha fazla okudum, araştırdım, izledim. Daha fazla çalıştım. Ne mi oldu? Sadece gözlerim bozuldu.
Müzik zevkimi değiştirdim sırf ortak bir yönümüz daha olsun diye. Ama pişmanım. Çünkü sadece zaman kaybıymış.
Rejime girdim. Belki pek beceremedim ama en azından denedim.
Okul gidiş-dönüş güzergâhımı değiştirdim. Her gün geçtim evinin önünden. Seninle karşılaşabilme olasılığının verdiği umutla yürüdüm sokaklarda.
Seni anlattım herkese. Sonra da seni anlamaya çalıştım.
Neler düşündüğünü merak ettim. En başından en sonuna kadar tanımak istedim seni.
Seni düşünerek, ağlaya ağlaya dua ederek uyudum her gece. Bir yıl boyunca!
Mutsuz olmadım hiçbir zaman ama.
Hatta seni tanıdığımdan beri –ikinci kez tanıdığımdan beri- her şey daha da yolunda gitti sanki. Şans getirdin sen hayatıma.
İşte ben senin için bu kadar fedakârlık yapabiliyorken sen bana tek bir mesaj atmadın.
Sevmiyorsun ya sen şimdi beni.
Ya da neyse, boşver sevme!