6 Şubat 2013 Çarşamba

Yaşam Sahnesi


Tüm insanlık tarihi boyunca filozoflar ve bilginler, insanın doğasının ne olduğu sorusuna yanıt aramışlardır. Ama ben, insanların böyle mutlak bir doğasının olmadığı düşüncesindeyim. Bana göre hepimiz, doğaçlama yaparak yaşamak zorundayız. Bizler ne önceden belirlenmiş bir rolü ne elinde oyun metni ne de bize ne yapacağımızı fısıldayan suflörleri olmadan sahneye bırakılan oyuncular gibiyiz. Nasıl yaşayacağımızı kendimiz seçmek zorundayız.

Mutluluk

Şarkısı : Life Happens
Mutluluk, bir yaz gecesinde denizinde karşısında, bir ağaç gölgesindedir. Tedirgin edilmeden üstünde uyanan bir toprak parçasındadır. Bir bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlığında, uygun bir sesin titreşimindedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır. Bir annenin okşayışında, bir babanın bakışında, bir çocuğun gülüşündedir.

4 Şubat 2013 Pazartesi


Şarkısı : Onu özlüyor ellerim.
Ne zaman dolmuşa binsem kendimi bir süre sonra insanları incelerken buluyorum. Ne düşünüyorlar, hayattaki amaçları ne, kim bilir kaç derdin peşindeler ya da kaç dert onların peşinde?
Farkına vardığımda geliyor bu sorular aklıma. Tekrar düşünmeye başlıyorum. Sonra her sabah bir çocuk duruyor karşımda, ona bakıyorum, gözlerine bakıyorum. ‘Her şey senin için’ cümlesiyle büyütüldüğü her halinden belli. Şimdiden sarmış içini büyümenin heyecanı. Tekrar bakıyorum büyük insanlara, anlıyorum ki ; tek amaç çocuk olabilmek yine. Sonra aklıma geliyor. Hayat, olmak istemediğin her şeydir.
Bu yüzden her insan hayal diye bir dünya yaratıyor kendine.
Ve her insan herkesleşmekten kaçtıkça herkesleşiyor, hayal dünyasında bile..

Şarkısı : Mavi
Hayat çok zor be blog. Bazen şu blogdan başka sığınabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ediyorum.
Herkes beni suçluyor. Hiç kimse beni sevmiyor.
Eğer senin de kalbin olsaydı eminim sen de sevmezdin be blog.
Çok kötüyüm ben dimi? Ders çalışmak istemek, bir tanecik dosta sahip olmak istemek, bir şeyler olsun diye çabalamak, aşık olmak, hayal kurmak..
Bunlar zaten dünyanın en kötü şeyleri dimi? Eğer bunlar kötü şeyler değilse beni niye herkes sürekli yanlışlar, hatalar yapıyormuşum gibi yargılamaya devam ediyor?
Bir arkadaşım vardı, iyi bir arkadaşım vardı. Mutluydum onunla, eğleniyorduk beraberken. Akıl verirdik birbirimize çoğu zaman. Ne mi oldu? İki tane kız egosunu şişirdi, atılan kazıkların hedefi de ben oldum.
Annemin gözünün tutmadığı bütün arkadaşlarımda bir bokluk oldu her zaman zaten.
Patlıcan bile bıraktı gitti beni bak. Annem Patlıcan’ı da istemiyordu zaten.
Yapayalnızım artık.
Ne öğrendim biliyor musun blog?
Güvenmeyeceksin. Hiç kimseye, hiçbir şeye..
Ama ben hala tek bir kişiye güvenmeye devam ediyorum. O da yanımda değil.
Büyük hataların en büyüğüymüş meğerse be blog. Küçükken aşk mı vardı sanki? Ağlardık tabi. Ama ödevlerimizi yapamayınca sadece. Okuldan çıkınca koşa koşa eve giderdik çizgi film izlemek için. Kazık atmak, yarı yolda bırakmak, kaçıp gitmek istemek yoktu.
Annemin sözüne karşı gelmek de yoktu. O yüzden mutluydum belki de.
Anne! Yine senin sözünü dinlesem her şey iyi olur mu?
Yoluna girer mi ki hayat?

Fotoğraflar gerçeğin ta kendisidir. Resimler ise hayal dünyasından ibarettir. 
Ben fotoğraf çekmeyi tercih ettim çünkü hayallerim resmedilemeyecek kadar güzel. Sen ise resim çiziyorsun çünkü gerçeklerden korkuyorsun.!