5 Ocak 2013 Cumartesi

Şah & Sultan (Vol 3)



Sevgi eşitlikten ziyade kölelik demekti zaten. Sevgilinin kölesi olmaya hazır olmayan bir kişi, sevginin hakikatine eremezdi ki! Seven ile sevilen arasında ikiliğin, sen-ben demenin yeri olmazdı. O iklimde yalnızca ‘sen’ zamiri kullanılırdı. Sen demek, benden vazgeçtim demektir çünkü. Bu yüzden onunla eşit olmaktansa kölesi olmaya çoktan gönüllüydüm.
~
Sevgi, güzel bir kokunun adı mıydı? Sevgiliye dair bir koku, sevgiliden beklenen bir koku… Hani seher vakti saba rüzgârı eserken dimağı doldurması için içe çekilen o bahar kokusu gibi! Hani sevgilinin bulunduğu tarafa yönelip başını kaldırarak derin bir nefes alır gibi! Sevgilinin kendine özgü bir kokusu vardır ya hani! Hiç unutulmayan ve başka bir kokuyla karıştırılmayan bir koku! Bazen bir saç telinden, bazen bizzat sevgili elinden gelip gönülleri sarhoş eder hani! Yalnızca burna değil, kalbe de giren bir kokudur ya o!
~
Aşk dedikleri şeyin aslı yoktur ve kuru bir efsaneden ibarettir. Akıllı insanın aşktan dem vurması cahiline konuşmak sayılır.
~
Bu hatıralar bir aşk mıydı, destan mıydı, kestiremiyordum. Şehrin sakinleriyle mi konuşmak, yoksa sakinleriyle şehri mi konuşmak daha güzeldi, anlayamadan ve ardından göz yaşları bırakarak ayrılacaktı artık şehirden.
~
Sevgi beğenmenin devamı değil miydi? Eğer göz beğendiyse gönül sevmez miydi? Gururun sevgiyi öldürdüğünü söyleyenler haklı olabilirler miydi? Sevgi gururu yok mu ediyordu?
~
Sevgi işinde düşünce ve hareketler kimin lehine ise sevilen o sayılıyordu. Sevenin kendi canı için bir sevgili mi istediği, yoksa sevgili için bir canımı istediği sevginin yönünü tayin ediyordu.
~
Ben gülmenin sevgiyi arttırdığına o günlerde inandım. İnsanlar birbirlerine gülüyorlarsa aralarında nefret, birbirleriyle gülüyorlarsa aralarında sevgi çoğalıyordu.
~
- Cennet nedir?
+ Sevginin hüküm sürdüğü kalptir efendim.
- Peki, cehennem nedir?
+ Sevgisiz bir kalp cehennemin ta kendisidir.
- Hımm! Sevgiye dair bir sır da ben sana söyleyeyim mi?
+ Elbette! Çok isterim.
- Sevgi, ezelden beri kanat çarpan bir kuştur; buraya gelmiştir ve ebede uçmaktadır.
+ Ben sevginin ne olduğunu hiç durmadan anlamaya çalışıyorum. O benim için bazen ruha parlayan bir güneş oluyor, bazen de o güneşte görünen bir ruh. Yani o henüz açıklanamayan bir şey. Hani şöyledir, böyledir denilemeyen bir şey. İnsan onu ancak hissederse tanır.
- Bu söylediğin doğru olmayabilir. Çünkü onu hissedilmenin hakikati, sevginin derinleşmesinden sonradır. Sevgi aşka dönüşürse o vakit hissediş başlar. Öyle ki güzelin gözü kendi cemaline kapalıdır, sevenin aşk aynası olmayınca kendi güzelliğinin mükemmelliğini temaşa edemez. İşte bu yüzden sevgili için her zaman bir seven gerekir ki sevgili kendi güzelliğini görebilsin, farkına varabilsin.
+ Elbette ama seven sevginin hem avcısı hem de avıdır.
~
Sevgi, sabırsızlık demekti. Sevgiliden gelen her haber için can atmak, onu öğrenmek demekti. Bu bana, ayrılığın vuslattan bir derece üstün olduğunu düşündürttü. Zire ayrılık olabilmesi için önce vuslat olması gerekir. Vuslatın adı bazen bir bakış, bazen bir görüş, bazen de bir merhabadır. Lakin vuslat, sevenin bizzat kendinden ayrılması demek olup gerçek vuslatta seven ortadan kalkar, sevilen ile bütünleşip kendini onda yok eder.
~
Sevgi neydi? Sevgiliye erişmek mi erişememek mi? Sevgi bir habere can atmak, başka bir habere can vermek miydi? Sevgi neydi? Duyuyor musun beni? Bak yine çaresiz kaldım. Ben şimdi ne yapacak, neye inanacağım? Onu neye inandırarak, nasıl teselli edeceğim?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder