26 Ocak 2013 Cumartesi

Yazmak..


Şarkısı : Criminal

‘Niye yazmaya ihtiyaç duyar ki insan?’
Evet bu aralar bunu düşünüyorum. Ama cevapsız bir şekilde öylece aklımı tırmalayan gri bir soru olarak kalıyor bir köşede.
Yalnızlık mıdır insanı duysallaştıran yoksa kalabalığın içinde bir başına, çaresizce kalmak mı?’
Duruma göre değişir tabi. Düşündüğün şeye göre, yanında olan insanlara göre değişir. Ya da yanında olmayanlara göre mi demeliyim?
‘Zamanı geri alabilmeyi neden bu kadar istiyorum ki?’
Hatalarını, aceleciliklerini, geç kalmışlıklarını, yapamadıklarını, yaptıklarını düzeltmek için..İstediğin gibi yaşamak için. Belki…

Kelebekler ve İnsanlar


Tüm kelebeklere ve onları öldürmeden sevenlere; tüm özürlülere ve onlar için –kendilerince- mavi kapak toplayanlara, dayanışmaya çalışanlara…

10 Ocak 2013 Perşembe

Çok Zor.



Aslında çok zor. Siz bilmezsiniz ama zor.
Bırakın kokusunu, sesini bile bilmediğin birine aşık olmak çok zor.
Hayallerinde biliyorsun ya sadece onu, o da çok zor işte.
Aylardır görmediğin birisine, tam bir yıldır aşık olmak çok zor.
Mesela hayatındaki en mükemmel insanın o olduğunu düşünmek çok zor.
Başkasını sevdiğini bile bile ona aşık olmaktan vazgeçememek.
Seni asla sevmeyeceğini bilmek.
Onu görmek için dersanesine gitmek, evinin önünden geçmek.
Sevgilisini bile merak etmek.
Mutsuz olacak olma ihtimaline rağmen onu istemek.
Uzaktan bile görmeye razı olmak.
Fotoğraflarına bakıp hüzünlenmek yada neşelenmek bazen.
En kötü anında onun yanında olmasını istemek, ona ihtiyaç duymak.
En güzel zamanlarından ‘o da burada olsaydı keşke’ demek buruk bir gülümsemeyle.
Yüz hatlarını ezberlemek.
Hayatını merak etmek.
Ne zaman uyuduğunu, kimlerle takıldığını, nerelerde takıldığını merak etmek.
Onunla karşılaşmak umuduyla yürümek sokaklarda.
Eğer karşılaşırsam ‘konuşur mu benimle acaba’ demek.
Aklına geldiğinde evin içinde yada derste salak salak sırıtmak.
Çok zor.
Gerçekten.
Bir de, ‘Allah’ım nolur o da beni sevsin’ diye bir çocuk masumiyetiyle her gün dua etmek.
Aslında en zoru da bu.
Galiba.

6 Ocak 2013 Pazar

Çok mu şey istiyorum ?


Şarkısı : Melodi

Aslında ne isterdim biliyor musun?
Yani hayatımın sonuna kadar seninle olmak dışında.
Kocaman bir kütüphanemiz olsun mesela. Çocuklarımıza miras bırakabileceğimiz bir oda dolusu kitap.
Dünyayı gezmek… En büyük hayallerimden biri.
Ben fotoğraf makinemi, kalemimi, kâğıdımı alayım; sen de boyalarını, fırçanı, tuvalini…
Altını üstüne getirelim dünyanın.
Ya da bu kadar maceracı olmasak da olur.
Mesela gecenin bir yarısı makarna yapıp yeriz falan.
Ne bileyim işte.
İnsan sevince her şeyi birlikte yapmak istiyor.
Sevdikçe sevesi geliyor.
Büyük, pahalı bir hayatta gözüm yok ki benim.
Sen olsan yanımda, yeter de artar zaten bu bana.

Ağlıyorum.

Şarkısı : Yalan

Öyle kötü zamanlar geçiriyorum ki. Bir bilsen.
Sahi, bilsen gelir miydin? Sevebilir miydin beni?
Aslında tam olarak kalbim acıyor. Evet, hissediyorum.
O kadar özlüyorum ki, hissedersin sanıyorum bazen.
Aptallık!
Ne zaman mutluluktan ağlatacaksın beni?
Oysa ki hep bekliyorum ben seni.

5 Ocak 2013 Cumartesi

Şarkısı : Tomorrow

Ben senin için hayatımı alt üst ettim.
Hayallerimden vazgeçtim. Daha fazla ders çalıştım.
Haberleri izledim her gün. Siyasete merak saldım, araştırdım, okudum, öğrendim.
Tarihi romanlar okudum.
Rock dinlemeye başladım. Emre Aydın’ın en çok ‘Beni Biraz Böyle Hatırla’ şarkısını sevdim.
Rejime başladım. Belki pek beceremedim ama en azından denedim.
Okul gidiş-dönüş istikametimi değiştirdim. Her gün geçtim evinin önünden. Seninle karşılaşabilme umuduyla yürüdüm sokaklarda.
Seni anlattım herkese. Sonra da seni anlamaya çalıştım. Neler düşündüğünü merak ettim. En
başından en sonuna kadar tanımak istedim seni yeniden.
Seni düşünerek, ağlaya ağlaya dua ederek uyudum her gece. Bir yıl boyunca!
Mutsuz olmadım hiçbir zaman.
Hatta seni tanıdığımdan beri -ikinci kez tanıdığımdan beri- her şey daha da yolunda gitti. Şans
getirdin hayatıma sen.
İşte ben seni bu kadar sevebiliyorken, senin bunların hiç birinden haberin bile yok.
Sevmiyorsun ya sen şimdi beni,
Yada neyse, boşver sevme!


Serenad

Şarkısı : Why ?

Tık… Kapandı telefon. ‘Bu da aynı’ diye geçirdim içimden.
Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma!
Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu
hayattan bıktım, türünden sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde bana sahip çıkacak bir erkeğe
ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri…
Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz?
Düpedüz ‘sarıl bana’ dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!
Olmayacak duaya âmin deme duygusunu yaşıyorum sürekli. 

Şah & Sultan (Vol 3)



Sevgi eşitlikten ziyade kölelik demekti zaten. Sevgilinin kölesi olmaya hazır olmayan bir kişi, sevginin hakikatine eremezdi ki! Seven ile sevilen arasında ikiliğin, sen-ben demenin yeri olmazdı. O iklimde yalnızca ‘sen’ zamiri kullanılırdı. Sen demek, benden vazgeçtim demektir çünkü. Bu yüzden onunla eşit olmaktansa kölesi olmaya çoktan gönüllüydüm.
~
Sevgi, güzel bir kokunun adı mıydı? Sevgiliye dair bir koku, sevgiliden beklenen bir koku… Hani seher vakti saba rüzgârı eserken dimağı doldurması için içe çekilen o bahar kokusu gibi! Hani sevgilinin bulunduğu tarafa yönelip başını kaldırarak derin bir nefes alır gibi! Sevgilinin kendine özgü bir kokusu vardır ya hani! Hiç unutulmayan ve başka bir kokuyla karıştırılmayan bir koku! Bazen bir saç telinden, bazen bizzat sevgili elinden gelip gönülleri sarhoş eder hani! Yalnızca burna değil, kalbe de giren bir kokudur ya o!
~
Aşk dedikleri şeyin aslı yoktur ve kuru bir efsaneden ibarettir. Akıllı insanın aşktan dem vurması cahiline konuşmak sayılır.
~
Bu hatıralar bir aşk mıydı, destan mıydı, kestiremiyordum. Şehrin sakinleriyle mi konuşmak, yoksa sakinleriyle şehri mi konuşmak daha güzeldi, anlayamadan ve ardından göz yaşları bırakarak ayrılacaktı artık şehirden.
~
Sevgi beğenmenin devamı değil miydi? Eğer göz beğendiyse gönül sevmez miydi? Gururun sevgiyi öldürdüğünü söyleyenler haklı olabilirler miydi? Sevgi gururu yok mu ediyordu?
~
Sevgi işinde düşünce ve hareketler kimin lehine ise sevilen o sayılıyordu. Sevenin kendi canı için bir sevgili mi istediği, yoksa sevgili için bir canımı istediği sevginin yönünü tayin ediyordu.
~
Ben gülmenin sevgiyi arttırdığına o günlerde inandım. İnsanlar birbirlerine gülüyorlarsa aralarında nefret, birbirleriyle gülüyorlarsa aralarında sevgi çoğalıyordu.
~
- Cennet nedir?
+ Sevginin hüküm sürdüğü kalptir efendim.
- Peki, cehennem nedir?
+ Sevgisiz bir kalp cehennemin ta kendisidir.
- Hımm! Sevgiye dair bir sır da ben sana söyleyeyim mi?
+ Elbette! Çok isterim.
- Sevgi, ezelden beri kanat çarpan bir kuştur; buraya gelmiştir ve ebede uçmaktadır.
+ Ben sevginin ne olduğunu hiç durmadan anlamaya çalışıyorum. O benim için bazen ruha parlayan bir güneş oluyor, bazen de o güneşte görünen bir ruh. Yani o henüz açıklanamayan bir şey. Hani şöyledir, böyledir denilemeyen bir şey. İnsan onu ancak hissederse tanır.
- Bu söylediğin doğru olmayabilir. Çünkü onu hissedilmenin hakikati, sevginin derinleşmesinden sonradır. Sevgi aşka dönüşürse o vakit hissediş başlar. Öyle ki güzelin gözü kendi cemaline kapalıdır, sevenin aşk aynası olmayınca kendi güzelliğinin mükemmelliğini temaşa edemez. İşte bu yüzden sevgili için her zaman bir seven gerekir ki sevgili kendi güzelliğini görebilsin, farkına varabilsin.
+ Elbette ama seven sevginin hem avcısı hem de avıdır.
~
Sevgi, sabırsızlık demekti. Sevgiliden gelen her haber için can atmak, onu öğrenmek demekti. Bu bana, ayrılığın vuslattan bir derece üstün olduğunu düşündürttü. Zire ayrılık olabilmesi için önce vuslat olması gerekir. Vuslatın adı bazen bir bakış, bazen bir görüş, bazen de bir merhabadır. Lakin vuslat, sevenin bizzat kendinden ayrılması demek olup gerçek vuslatta seven ortadan kalkar, sevilen ile bütünleşip kendini onda yok eder.
~
Sevgi neydi? Sevgiliye erişmek mi erişememek mi? Sevgi bir habere can atmak, başka bir habere can vermek miydi? Sevgi neydi? Duyuyor musun beni? Bak yine çaresiz kaldım. Ben şimdi ne yapacak, neye inanacağım? Onu neye inandırarak, nasıl teselli edeceğim?