26 Aralık 2012 Çarşamba

Kusucam yalnızlıktan

Şarkısı : Even If It's Not Necessary


Her yerde, herkeste bir telaş.
Yılbaşı ağaçları, yılbaşı süsleri, noel babalar falan fişman..
Herkes soruyor ‘Esra yılbaşında napıyoruz, nereye gidiyoruz’ diye. Banane abi nereye giderseniz gidin. Gelmiyorum ben hiçbir yere. Kalmış şurda YGS’ye 90 gün, bana gelmişler yılbaşından bahsediyorlar. Annem bile sorduğuna göre belki de bende bir tuhaflık vardır. Niye böyleyim ben? Bu gidişle psikologluk olacağım.
Dün işyerinden 3’te çıktım. Her zamanki kafeme gidecektim. Hem oturup bir şeyler yazacaktım hem de telefonumu şarj edecektim. Neyse gittim. Boş yer yok. Milletin işi gücü yok geziyor abi. Çıktım gittim bende. Herkes şık şıkıdım giyinmiş alışveriş yapıyor, sevgilisiyle buluşmuş gülüşüyor, yılbaşına hazırlık yapıyor. Benimse tek derdim bir an önce eve gidip battaniyenin altında kitap okumak.
Soğuktan dondum. Hızlı hızlı yürüyorum. Bir yandan da kendi kendime konuşuyorum. Konuşacak başka kimi var ki zaten. Aradığım kimse telefonunu açmıyor. Annem bile. Halbuki birsiyle konuşmaya o kadar ihtiyacım vardı ki. En küçük bir tartışmada küsüyorlar. Bu kadar mı sevilmiyorum abi ya. Ne zararımı görüyorsunuz. Şunun şurasında okuldan kaçıp dersaneye giden, evde olunca sadece uyuyan bir insanım. Kusucam, bayılcam, ölücem vallahi yalnızlıktan.

Bok gibi hayat.

Şarkısı : Slow


Tam her şeyi yoluna koydum derken illaki bir şeyler ters gidiyor. Hayat da böyle bir illet işte. Hiçbir şey planladığın, istediğin gibi olmuyor.
2012’nin bitmesine bir haftadan daha az bir süre kaldı ve hayat bombalarını şimdi üstüme fırlatmaya başladı.
2012’nin en iğrenç dönemini geçiriyorum şu sıralar.
Belki de YGS stresinden dolayı her şeye karamsar yaklaşmaya başlamışımdır.
Bilmiyorum. Huzursuzum.
YGS’ye 90 gün falan kaldı ve ben acayip bir şekilde inekliyorum. Uykusuz kalıyorum. Okula geç kalıyorum, staja gitmek istemiyorum, dersaneye annemim zoruyla gidiyorum. Bok gibi bir hayat yaşıyorum.
Stajdakiler cinnet geçirmek isteyenlere birebir zaten. Bana garezleri var kesinlikle. İnsanı bir dakika boş bırakmazlar mı yaa? Adamına göre muamele yapıyorlar. Benim yerime karalar alıyorlar. Salak salak işler işte.
Dersane bütün haftanın yorgunluğunun üstüne tuz biber oluyor zaten. Ama bu aralar o kadar kaytarmıyorum.
Bu aralar tek iyi giden şey okul galiba. Okulu bu yıl daha çok seviyorum. Niye ki? Belki ayrılık korkusu var az biraz. Hani sevdiğin birini uğurlarken her zamankinden daha sıkı sarılırsın ya, onun gibi işte.
Okul..Severim ben okulu ya. Fatma var hem.
Bir hafta boyunca hem staja hem okula hem dersaneye tam gitmişliğim olmadı. Bugün de stajdan kaytarma günü. Rutin yalanlardan ‘hastayım’. Evet hastayım. Hasta olmasam da yorgunum.
Beynim yorgun, ruhum yorgun.
Şu üniversiteyi bir kazansam..Her gün staja gelip giderken CBÜ’nin önünden geçiyorum. O kadar özeniyorum ki. Orayı gördükçe daha fazla hırslanıyorum blog.
Bok gibi hayat diyorum ama güzel yanları da var be.
Kitaplarım var, sevdiğim şarkılar var, patlıcan (balığım) var,yastığım var, blogum var. Her şeyden önce mesaj hakkı olmasa da Fatma var be blog.
Şimdi diyeceksiniz ki ‘ee bende de var bu gibi sorunlar’. Öyle ama herkesin derdi kendine. Herkes kendi yaşadığını bilir.
Neyse.

Şarkısı : Impossible

Kimin için bir şeyler yazsam çekip gidiyor birdenbire hayatımdan. Yazmak yaramıyor bana. Daha da mutsuz oluyorum, yalnız kalıyorum. Şarkılara kalıyorum.
Sen de gittin. Anlamadım ki neyimi sevmedin? Neden bu kadar nefret ettin ki benden?

Niye her zaman seven insan özür diler ki, suçsuzken hem de. Tek suçu sevmek midir?
Acımasız olmuş artık herkes. Kalp kırmayı alışkanlık edinmişler. Karşısındaki ne hisseder, neler yaşar, kiminle ağlar önemsemiyorlar.
Nasıl uyur?
Kalbinin ritmi ne zaman normale döner?

23 Aralık 2012 Pazar

Aşk ?

Şarkısı : Be Mine

Aşk mı ? Yok kalsın. Hayallerimle daha mutluyum. Daha fazla onunla birlikteyim. Keşke hayallerimi görebilseydin. Belki o zaman anlardın sana ne kadar da yakın olduğumu. Senin bana uzak olduğun kadar benim sana yakın olduğumu. Seni hep beklediğimi. Özlediğimi.

Aşk ? Ben seninle mutluyum.

11 Aralık 2012 Salı

Küçüklük Arkadaşım


Şarkısı : Avril Lavigne / Push

Yıllar Sonra sizi ilk görüşte hatırlayanlar vardır ya hani, yıllardır sizi hatırlayanlardan daha kıymetlidir onlar.
O da hatırladı. Unutmamış. Benden daha fazla şey biliyor bizim hakkımızda.
Ne mutluluk verici. Eskilerden sohbet etmek, büyüdüğümüzün farkına varmak, ‘bunca yıldır neredeymişiz’ diyebilmek.
Güzel şeyler hissettiriyor insana. Sevinç, mutluluk, huzur… Ve pişmanlık az da olsa.
Küçükken ayrılmayan biz, şimdi ne kadar da farklı yerlerdeyiz, farklı kişilerleyiz.
Aslında o kadar isterim ki tekrar eskisi gibi olmak. Arkadaş olmak, en yakının olmak, dost olmak, kardeş olmak… Zor ama, çok zor. Bunca yılın yaşanmışlığını nasıl atarız ki üstümüzden, konuşacak tek bir kelime bile bulamazken.
Gevezeliklerimiz de kaybolmuş küçüklüğümüzle birlikte.
O zamanlar içten içe sevmesem de seni, artık mahkum kaldım seni içimden sevmeye.
Ne oldu bize şimdi?
Pardon, biz mi dedim?
Doğru ya, o eskidendi!



Kitap okumak.


Bilim insanların çok yakın zamanda yaptığı bir araştırmaya göre mutsuz insanlar televizyon izlermiş ama mutlu insanlar kitap okurmuş :)
Bu çağa geldik hala kitap okurken sıkılanlar var, anlamıyorum.

Melody stajda sıkılırsa :D



Bugün stajda nasıl sıkıldım anlatamam. Kitap okumaktan,test çözmekten gözlerim; çay-kahve içmekten midem telef oldu. 
En fazla bu kadar saçmalayabildim ^^ 
Neyse şimdi normal halime döndüm,sakinim :D 

Şah & Sultan (Vol 2)




Ey kader!
Canımı sevgili uğruna feda edesiye kadar işimi rast getir.
Ey kaza!
Ya sen, daha ne zamana kadar işimi bozacaksın ?!.
~
Sevenin tavırlarını değiştirmesi elbette sevgideki değişikliğe bağlı olur. Nitekim bazı aşıklar başlangıçta aşkı inkar ederken sonradan ona ısınırlar ve sahiplenirler. Sevgi bazen artar, seven bunu görmezden gelir; bazen de eksilir, seven yine bilmezlenir.
~
Aşk eğer günah olsaydı Allah cenneti boşu boşuna yaratmış olmaz mıydı?
~
Bilip bilmezlenmek, görüp görmezden gelmek, işitmek ama duymamış gibi davranmak sevgi olabilir miydi? İnsanların birbirleri için reva görmediği tavırlar sevgi işinde meşru kabul edilebilir miydi? Eğer öyle ise sevgiye zara erişir, masumiyeti gider miydi?
Bir şeyin haddi aşınca zıddına dönüştüğünü biliyordum.
Mesela gözyaşı ve ağlama haddi aşarsa insan gülmeye başlar veya çok gülen insanın tavrı tersine dönüp gözünden yine yaş gelirdi. Bütün sevinçler sonunda kedere, bütün kederler sonunda neşeye, bütün konuşmalar da sonunda sukuta varırdı.
Tıpkı bunun gibi doğruluktan ve dürüstlükten güç alan, özünde doğruluk olan sevgi acaba haddi aşınca eğriliyor, sevene dürüstlükten taviz mi verdiriyordu?

10 Aralık 2012 Pazartesi

Şah & Sultan (Okuyom ben yaa)



‘İnsan sevgiye hükmeder; ama aşk insana hükmeder!’
~
Kişi sevgiyle varlığını, ama aşk ile hakikatini tanıyordu. Çünkü aşk, kendisinden geçip gerçekliğe ulaşmanın adıydı.
~
Seven, işin başlangıcında sevilenin dostlarına dost, düşmanlarına düşman iken, sevgi kemale erdiğinde kıskançlık yüzünden durum tan tersine dönüyor, onun dostlarına düşman, düşmanlarına dost oluyordu. Artık sevgiliye bir rüzgâr bile dokunsa o yeli, birine söz söylese o dili kıskanmaya başlıyor, neredeyse kimsenin ona bakmasını bile istemez oluyordu.
~
Sevgi şehri özlemekti. Sevgi hatıraları yenilemek, eski dostları yeniden görmekti. Sevgi insanın içini ısıtıyordu ve huzur veriyordu.
~
- Aşk, tekildir ama sevgi çoğuldur. Aşk, bir tek kişiye; sevgi binlerce kişi veya şeye yönelik olur.
+ Ne zaman aşık olacaksın ?

(Şah & Sultan)

Fatma'nın bana yaptığı kağıttan gemi çıkmış arkada :D atmadım hala o gemiyi .♥

Ne kadar da aynı hissediyorum..


Şarkısı : Demi Lovato - Give Your Heart A Break


Sana yakın olmayı, benimle tanışmanı o kadar istiyorum ki. Şu an seninle konuşmaya ne kadar ihtiyacım var bilemezsin. Niye sen bilmiyorum.
Arkadaş olalım istiyorum. Çok iyi iki arkadaş..
Gizlimiz saklımız olmasın, her zaman birbirimize destek olalım istiyorum.
O kadar benziyoruz ki. Bilsen sen bile şaşırırsın.
Her zaman kahve aşığı bir arkadaşım olsun istemişimdir. Oturup saatlerce acayip acayip kahveler eşliğinde lak lak yapabileceğim bir arkadaş. Sen o olabilirsin belki de.
Fotoğraf çekmek, kitap okumak, film izlemek..
Baksana beraber yapabileceğimiz ne kadar da fazla şey var.
Sokak sokak dolaşıp karanlık çökene kadar fotoğraf çekebiliriz mesela. Buluşup hiç konuşmadan kitaplarımızı okumaya dalabiliriz ya da.
Bunlar için önce beni tanımalısın, değil mi ama ?

9 Aralık 2012 Pazar

Bir Kitabın İlk Satırları



Günler geceler boyu yazdı. Önce pembe kupasıyla üç kez sade kahve, daha sonra mavi kupasıyla dört bardak nane çayı ve en sonunda uyumaya karar verdiğini kendi kendine kanıtlamaya çalışırcasına yeşil kupasıyla iki bardak süt içti.
-
Mustafa’ya bağlılığının aşk değil sadakat olduğunu anlayabilmesi için yeni, dokunulmamış, hiç kimsenin çekmediği, Elif’e özel aptalca acılar çekmesi gerekiyordu.
-
Sorun mu? Sorunlar demek istedin galiba. Bir işim yok artık. Ailemden aldığım az bir miktar parayla hem bir ev bulmalı hem de birkaç parça yeni eşya almalı ve bütün bunlar olurken kendime uygun bir iş aramalıyım. Bütün bunlardan ailemin haberi olmamalı. En büyük sorunuma gelecek olursak, terk edildim. Buna terk edilmek de denmemeli. Rezil olmuş bir halde, herkesin içinde, kendi düğünümde, en kocaman gülümseyişlerimi yüzüme yerleştirip az sonra evli bir kadın olmayı beklerken, sessizce, gelinliğimle, aptal durumuna düşerek terk edildim desem daha doğru olur herhalde.
En yakın arkadaşım sandığım kız ofiste en büyük dedikodu fanım oldu. Şu an hiç kimseye güvenebileceğimi zannetmiyorum.!
Yeterli mi ?!
-
Acaba ağlamalı mıyım? Çok mu acınacak bir hale gelirim ki? Ağlamamalıyım. Güçlü olmalıyım. Evet.
Elif ! Sen tam bir aptalsın. Daha neyin gururunu yapıyorsun, niye ağlamamaya çalışıyorsun. Bütün bu misafirlerin, muhteşem bir düğün yerine gelmeyecek bir damadı bekleyen bir gelin gördüklerini hissedemiyor musun? Ağlamak için daha neyi bekliyorsun ?



Aylardan Eylül..
Mevsim sonbahar..
Ve yağmur...
Sonbaharın ilk yağmurları,kışın habercisi.!
Gök gürültüleri,şimşekler..
Islak kaldırımlarda dolanırken ben ve yalnızlığım
Güneşe hasret gözlerim.
Boğuluyorum…
Korkuyorum…

Mektup.



Adresini bile bilmediğim bir adama mektuplar yazıyorum, yine..
Özenle,titizlikle,kelimeleri seçerek..
Adresini bilsem de bir fark olmayacaktı,biliyorum.
İçinden geçen her şeyi kağıda dökecek kadar açaık seçik davransa da kalemim,
Yazdıklarımı yerine ulaştıracak cesarete sahip değil yüreğim.
Birikmiş çok mektup var sahibine ulaşmayı bekleyen.
Bugün de yazıyorum sana,yarın da yazacağım,hep yazacağım...

Stay Just A Little Bit More :)




Sen yoksun belki hayatımda artık. Ama sadece sen yoksun.
Senin için hiçbir şeyden vazgeçmedim ben.
Belki sen beni sevmiyorsun ama benim hala sevdiğim şeyler var.
Kahvenin her çeşidini seviyorum mesela. Kitaplarımı, şarkılarımı, Patlıcan’ı (senin sayende aldığım balığım), Fatma’yı (oolmadanasla),  yağmuru, fotoğraf çekmeyi, bloğumu, maviyi..
Hepsini senden daha fazla seviyorum.
Ama seni de daha farklı sevmiştim.
Neyse önemi yok artık. Senin için olmadığı gibi..
Şu an yapabileceğim tek şey müzik dinlemek ve yaşamaya devam etmek belki.

Keep Holding On



Şarkısı : Keep Holding On

Neden şehirlerde yaşar ki insanlar? Yalnızlıktan korktukları için mi? Özgür olmak istemedikleri için mi? Şehrin ortasında sıkışıp kalmak kimin hoşuna gider ki? Kim sever böylesine bir sıkıntıyı?
Hiç kimsenin olmadığı, ıssız sessiz, tamamen bana ait diyebileceğin bir yerde yaşamaktan bahsediyorum. Geniş ovaların olduğu, evlerin çatılarının görülmediği, gökyüzünü kucaklayabileceğin, tek aşkının bulutların arkasında olduğunu bildiğin, benim imparatorluğum diyebileceğin, var mı öyle bir yer? Herkesin doğru söylediği, yalan bilmeyen insanların olduğu yerlerde yaşamak istemez misin?

Üzülmeden,birini beklemeden,gitmek zorunda olmadan,özlemeden,özlenmeden..
Belki âşık olmadan yaşanabilecek bir yerin sözünü ediyorum.
Ya da unut gitsin, saçmalıyorum.!

Don't go !


Şarkısı : Don't go

O kadar zor ki sana âşık olmamaya çalışmak. Artık beni yormaya başladı bu. Kendimi yıpratmaktan başak bir şey değil. Saçmalık. Boşu boşuna.
~
Yemek yiyoruz. Karşımdasın. Moralin bozuk anladığım kadarıyla. Gerçi bende pek iyi sayılmam. Hatta yeterince berbat hissediyorum.
Kalk git istiyorum, “hadi git artık, defol!” diyorum içimden.
Gitmiyorsun. Sonra kıyamıyorum. Konuşmuyorsun hiç. Bende. Susuyorsun dakikalar boyu benimle birlikte. Masada çatal kaşık sesinden başka ses yok. Bir de asık suratlarımız. Kime bozuk atıyorsak artık?
Ağlayacağımı hissediyorum. Başımı öne eğiyorum. Ağlamıyorum. Arada, göz ucuyla bana baktığını hissediyorum. Bende yapıyorum aynısını. Sen de hissediyorsun, biliyorum.
Gitmiyorsun.
Seni orada öylece bırakıyorum. Kalkıp gidiyorum. Pişmanlıkla yüzüm buruşuyor adımlarımı atarken. Neyin pişmanlığı bilmiyorum. Belki bir tek kelime bile etmememin. Belki de aniden kalkıp gitmememin. Ne hissediyorum bilmiyorum. Aslında biliyorum ama hissetmezlikten gelmek istiyorum.
Yapabileceğim tek şey gitmek oluyor.
Bende sadece gidiyorum.



Güzel sayılmam, derslerimde de başarılı olduğumu söyleyemem.
Popüler de değilim, hiçte olmadım, olmaya da çalışmadım.
Sürekli sakarlık yaparım ve hep açım -,-
Hiç 36 beden olabilmek için uğraşmadım.
Ama âşık oldum. Birini sevdim. Başka şeyleri de sevdim.
Denizi, balıkları, yağmuru sevdim mesela.
Yazı yazmayı, fotoğraf çekmeyi sevdim
Maviyi sevdim.
Hayal kurmayı sevdim. Bol bol hayal kurdum.
Ve hayallerim için her gün çok dua etmesini bildim. Çabalamayı bildim, hayallerimin geçekleşeceği günü bekledim sabırla.
Bunları da geçtim.
Hiçbir zaman kalbimde kötülük barındırmadım.
Ve şimdi hakkımda istediğin şeyi düşünmekte serbestsin.